15 Kasım 2014 Cumartesi

Yeni Bir Şiir - Nar Çiçekleri

Yeniden merhabalar sevgili okuyucu bugün yeni seslendirdiğim bir şiirle karşınızdayım.
Çok severek okuduğum ve gayet anlamlı bulduğum bu şiiri paylaşmak istedim. Umarım sizler de beğenirsiniz. Olumlu veya olumsuz okuyuşum ile ilgili yorumlarınızı eksik etmeyin lütfen...



Nar Çiçekleri 
 “Varlığının hayali bile telaşa düşürürken yüreğimi
 Bir şiire nasıl sığdıracağım güzelliğini…”

 Hangi benzetmenin gücü yeter
 İçime düşen varlığının anlamını taşımaya.
 Ezilir ardında ne varsa
 Anlamsızlaşır adının geçmediği cümle
 Ve bitmez hiçbir şiir
 Yarım kalır
 Sen bana gülümsedikçe…

 Sana baktıkça
 Gamzelerinde ansız açan
 Nar çiçeklerine benziyor yüzüm.
 Sen gökyüzümü süsleyen ay
 Ben kalbine düşmeyi bekleyen yıldız
 Sen teninde şiirler büyüten aşk
 Ben uyanmaktan korkan düşüm…

 Düşlerimin gerçeği gözlerin,
 Gözlerin yarım kalan yanım
 Sen tamamlandığım.
 Diğer yarım…

 “Ah sevgili seni düşündükçe
 Seni bende sevgili yapan “ânı” tutup alnından öpesim geliyor…”
 Leylâ Usta

6 Kasım 2014 Perşembe

Bir Dergi Arayışı (KafkaOkur)

Kafka Okur dergisinin 2. sayısının çıktığı haberini alınca hemen ertesi gün almak için bulunduğum şehirdeki kitap mağazasına koştum. Büyük bir heyecanla hemen dergi reyonlarının olduğu tarafa yöneldim. Sanki benden önce biri gelip hepsini toplayacak düşüncesine kapılmıştım. Koşar adım ilerledim reyonun önüne geldim. Hızlı bir şekilde bütün rafları tek tek taradım.Hayır! olamaz yoktu, bulamıyordum. Bütün dergiler oradaydı ama benim dergim yoktu. Belki gözümden kaçmıştır, diyerek tekrardan göz gezdirdim. Ama yine bulamamıştım. Büyük bir hayal kırıklığına uğradım. O kadar yol tepmiştim o dergiyi almak için...
Yine bir ümitle sordum kasiyerde ki kıza:
-Af edersiniz Kafka Okur dergisinin yeni sayısı geldi mi acaba?
O da arkadaki erkek arkadaşa dönerek
-Mert Kafka Okur dergisinin yeni sayısı geldi mi?
-Hayır, yok dedi. Mert
Neyse ki imdadıma dergilere bakan arkadaş yetişti.
-Evet, buyrun ben yardımcı olayım dedi.
-Kafka Okur dergisinin yeni sayısı geldi mi?
Biraz düşündü ve, ''Evet gelmişti bir dakika'' dedi ve kasanın altından yeni sayıyı çıkardı.
Büyük bir heyecanla elinden hızlıca çekip aldım. ''Evet bu'' dedim, kısık sesle.
Sonra içini biraz kurcaladım. Göz gezdirdim ve satın aldım. Dışarı çıkarken içinde neler var, neler yok diye bir göz attım. Bazı dikkatimi çeken yerleri yürürken okudum. Şimdi gelelim Kafka Okur dergisinde nelerin bulunduğuna...
Çok genç yazarlara sahip olan bu derginin benim tamamen ilgimi çekmesinin sebeplerinden biri budur. Aynı zamanda da Kafka'nın kitaplarını çok sevmemden kaynaklanıyor. Neyse, ne diyordum. Dergi de neler var.

Öncelikle kapak tasarımları bana çok güzel geliyor.
Sanırım Kafka'nın Milena'ya Mektuplar adlı kitabından esinlenerek Milena'nın temsili bir çizimi yapılmış. Bence çok muhteşem olmuş. Tasarımcılar Sernur Işık ve Ceren Demiral'a başarılar diliyorum.
İçindekiler bölümüne gelecek olursak. Virgiana Woolf'a Dair başlıklı bir yazı var. Burada Virgiana Woolf bize tanıtılmış. Woolf özellikle kızlar için çok dikkat çeken bir yazar. Bunun temel sebebi Woolf'un feminist bir yazar olmasından kaynaklanıyor.Bu sayıda daha çok Woolf'tan ve onun kitaplarından bahsedilmiş.
Özellikle Kitaplarından alınan şu cümleler çok hoşuma gitti...


 Daha içinde neler mi var? Cemal Süreyya'nın Üvercinka şiiri, birbirinden güzel öyküler,şiirler, makaleler ve denemeler...
He birde unutmadan Cemil Meriç üzerine bir yazı kaleme alınmış....
Ben beğenerek okudum, umarım sizde beğenir ve okursunuz.

4 Kasım 2014 Salı

Film - 1 Zihin Okuyucu (Anna)

Dün izlediğim bir filmdi. Adı zihin okuyucu Mark Strong, Taissa Farmiga, Brian Cox'un rol aldığı film müthiş bir kurgu üzerinden yürütülüyor.
Gelecekte geçen filmde özel yeteneğe sahip olan dedektifler istediklerinde bazı insanları hafızalarına girerek iz sürebilmektedirler. Bu dedektifler o kadar iyi zihin okuyuculardır ki işlenmemiş cinayet ve işkence suçlarını daha önceden tespit ederek müdahale edebilmektedirler. Karısının ölümüyle birlikte insanlardan uzaklaşan John'a tanıdığı bir arkadaşı tarafından bir görev verilir. Bu görev genç bir kızın zihnine girerek onun yemek yemesini sağlamaktır. Çünkü genç kız yaşadığı şok sonrasında yeme ve içmeden kesilirken ardında barındırdığı sırlarda bulunmaktadır. Ama genç kız johndan daha zeki çıkacaktır. Ve hiç bilmedik olaylar yaşanacaktır. 

Anılara doğru uzun bir yolculuğa hazır olun, anılar bir insanı nasıl etkisi altına alabilir veanılar insanı özgürleştirebilir mi? Bütün bu soruların cevabını filmde bulacaksınız.

''Anılarla İlgili komik olan şey tam olarak güvenilmez olmalarıdır. Ama yine de sonunda elinizde kalan tek gerçek odur. Ne kadar acı verici olsa da gerçekleri görmek zorundasınızdır. Çünkü bazen sizi kurtarabilecek tek şey odur. Sizi özgür bırakabilecek tek şey odur.'' 

2 Kasım 2014 Pazar

Bitmeyen Ayrılıklar

Evet, hepimiz hayatımızda güzel şeyler olsun istiyoruz. Ama gelin görün ki gerçekler acı veriyor. Çoğu zaman durup durup düşünüyorum. Herhalde herkeste bu sıkıntı var ve pek tabi bilirsiniz ki sıkıntı olan şey aşk ilişkileri... Gördüğüm bütün insanlarda bu dert var sanırım. Daha üniversiteye yeni başlayan her insan, hemen bir sevgili yapma peşinde ve nedense her nasıl oluyorsa herkes kusursuz bir aşkın peşinde. Daha başlangıçtan yanlış olan bir duygunun körlüğünde sanki sadece boş kalmamak için insanların bir arayış peşinde olduğunu görüyorum. Aslında görülen ve gerçekte istenilen arasında büyük bir fark var. Kendimce düşünüyorum, bir insan birini mutlu olmak için severken neden hep mutsuzdur. Bunu anlamak zor değil ama anlamamak isteyen o kadar insanımız var ki. Çoğu arkadaşım güzel şeyler yaşamak hatta ömür boyunca seveceği birini buluyor hatta onunla ömür boyu mutlu olacağını düşünüyor. Ama her nasıl oluyorsa bir gün mutlu, on gün küs bir şekilde mutlu olmaya çalışıyorlar. Sonra dönüp dönüp kendi kendilerine nerede hata yaptım diye soru sormaya başlıyorlar.
Anlamıyorum, belki de anlamak istemiyorum ama insan hep kendine daha çok acı verenin peşinden gitmeyi neden tercih eder merak ediyorum. Yaralanmak ve yaralı halde de olsa yaralayanı düşünmekten vazgeçmemek nasıl bir duygu, bir anlam verebiliyor musunuz?

Bir anlam bulacağınızı zannetmiyorum, çünkü hepimiz aslında böyleyiz ne kadar acı çeksek de aynı acının iplerinde sallanmaya devam ediyoruz. ''Acı aşkı olgunlaştırır.'' diye bir şey duymuştum. Bunun ne kadar doğru olduğunu düşündüm kendimce sonra bir kaç kez tanık olduğum arkadaşlarımın sevda ilişkilerinde acının aşkı olgunlaştırdığını değil tam tersine ayrılığa sürüklediğini gördüm. Ha bide Atilla İlhan'ın bir şiiri vardı. ''Ayrılıklar sevdaya dahil'' diye.

 Hani diyor ya Atilla İlhan;

sanmıştık ki ikimiz  
yeryüzünde ancak 
birbirimiz için varız 
ikimiz sanmıştık ki 
tek kişilik bir yalnızlığa bile 
rahatça sığarız.
hiç yanılmamışız 
her an düşüp düşüp 
kristal bir bardak gibi 
tuz parça kırılsak da 
hâlâ içimizde o yanardağ ağzı 
hâlâ kıpkızıl gülümseyen 
-sanki ateşten bir tebessüm- 
zehir zemberek aşkımız


Gerçekten güzel bir tespit evet ayrılıklar sevdaya dahil ve bence acılar aşkı değil, ayrılıklar insanı olgunlaştırıyor. Daha iyi anlamaya başlıyorsunuz hayatı. Seni hiç bırakmam diyen insanların bile sizi bırakabileceğini görmek ayrılıkların sevdaya ne kadar dahil olduğunu gösteriyor bize. Ve çok sonra anlıyorsunuz ki ağaçlar, böcekler, üstünde yaşadığımız toprak, mavi gökyüzü, sevimli hayvanlar, bitmeyeceğini düşündüğümüz aşklar bir ayrılıkla son bulacak biliyoruz. Bir tek kalben bir olanlar ayrılamaz bunu  biliyoruz, çünkü sadece kalbiyle seven insanlar ayrılıkların bir kavuşma olduğunu bilirler ve bundan dolayı hüzünlenmezler. 

Onlar bilirler ''çünkü ayrılık da sevdâya dahil,çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili''

28 Ekim 2014 Salı

Bazen En Çok İstediklerimiz Hiç İstemediklerimizdir

Çoğu zaman halimizden şikayetçi oluruz. Bütün sıkıntıların ve bütün kötülüklerin bir tek bizim başımıza geldiğini düşünürüz. Hep birilerinin yerinde olmak isteriz. Bir başkasına özenir ve onun gibi yaşamak isteriz. Fakat kendi istediklerimizin olması için başkalarının haklarını yok sayarız. Onlara ne olursa olsun da ben iyi olayım deriz. 


Hayat bizden ne alır ne götürür bilemez ve en sonunda bütün isteklerimize yenik düşeriz.

Her şeyi elde etmenin mutluluğu içerisinde büyük bir sevinç kaplar içimizi. 
Yanılırız, anlamalıyız belki ya da o an durumun farkına varamayız ama en çok istediklerimiz bir bakarsınız hiç istemediklerimiz olur.
Büyük bir hata yaptığımızın farkına varırız ama artık dönüşü olmayan bir yola girmişizdir.

Zaten insanın da acizliği bundan değil midir? Sınırsız isteklerin, bitmeyen tutkuların, arzuların bataklığına saplanıp gitmemiz bundan değil midir?


Velhasıl istemeyi bilmeyi ve isterken ne istediğimize dikkat etmeliyiz...


Ne demek istediğimi videoyu izledikten sonra daha iyi anlayacaksınız...







29 Eylül 2014 Pazartesi

Yeni Bir Şeyler Söylemek Lazım

Ne zamandır bir şeyler yazamıyorum. Aslında yazacak bir şey bulamamaktan ötürü değil yazmamamın sebebi sadece biraz düşüncelerimin şekillenmesi için kendime yatırım yapıyorum şu aralar.
Kitap okumaya çok gayret ediyorum. Yeni şeyler öğrenmek ve kendimi geliştirmek adına çaba sarf ediyorum. Galiba daha çok çalışmam lazım. Çünkü yeni şeyler kolay öğrenilmiyor. Yazılarıma uzun zamandır ara vermemim sebebi malumdur. Etkileyeci ve ilgi çekici şeyler olmasını istememden çok insanları anlatan ve insanlara yeni şeyler öğretmek amacı taşıyan yazılar olsun istiyorum. Bu sebepledir ki kendimi harmanlamaya çalışıyorum. Kısa bir zaman da inşallah güzel şeylerle tekrar burda olacağım şu an hazırlık aşamasındayım yakın bir zaman da çok uzak değil bir kaç güne güzel yazılar ve anlatımlarla burda olmayı planlıyorum. Zaten ben bir şeyler anlatmadan duramıyorum. Hayat paylaşınca güzel.

Neyse sözü fazla uzatmadan yeni söylediğim bir şarkıyı sizlerle paylaşayım.
Umarım beğenirsiniz. Görüşmek Üzere....




Bunca yıl herkesten kaçtın
En sonunda buldum sandın
Ansızın içini açtın
Yapma dedim yaptın gönül

 Gözleri senden uzaktı
Farkedilmez bir tuzaktı
Sana böylesi yasaktı
Yapma dedim yaptın gönül

 O bir yolcu sen bir hancı
Gördüğün en son yalancı
İçindeki derin sancı
Gitmez dedim kaldı gönül

Sen istedin ben dinledim
Senden ayrı olmaz dedim
En sonunda ben de sevdim
Şimdi beni kurtar gönül

Gözlerin bakar da görmez
 Ellerin tutar da bilmez
Gece gündüz farkedilmez
Demedim mi sana gönül ?

Sabahın tam üçündesin
Dertlerin en gücündesin
Hala onun peşindesin
Gitme dedim gittin gönül

Sen istedin ben dinledim
Senden ayrı olmaz dedim
En sonunda bende sevdim
Şimdi beni kurtar gönül

18 Eylül 2014 Perşembe

Gidiyorsun Bütün Yalnızlıkları Dost Edinip Kendine

Ve bir gün bütün hüzünlerinle baş başa kalıyorsun.

Şimdiye kadar yanında olan herkesi bir kenara bırakıp, ruhunun dinmeyen yangınlarına koşuyorsun. Bir parça sen ve bir parça yalnızlık hissi yüreğinde. Aslında farkındasın benliğinin, farkında olmadığın halde. Kim bilir belki de farkında değilsin kalbindeki gücün, başı boş bir şekilde dolanıyorsundur. Sen kendini  benden iyi tanıyorsun bu yüzden bana yalan söylerken kendin bile inanmıyorsun. Çünkü sen yalanlara değil sadece, kendine de inanmıyorsun.
İnanmadıkların yüzünden gidiyorsun.
Bu gidişlerinin bir anlamı yok biliyorum. Hatta anlamsız kurgular yüzünden gidiyorsun, aklına gelen her hayalin gerçek olduğunu düşünüyorsun. Ama ne yazık ki asla bu yanlış düşüncelerinin gerçek olmayacağını kavrayamıyorsun. Bir sevdanın bütün yaşanmışlıklarını bir kenara bırakıp bir haber bile vermeden gidiyorsun işte. Bütün yalnızlıkları dost edinip kendine...



















Can Yücel - Gitmek

Bu günlerde herkes gitmek istiyor
Küçük bir sahil kasabasina
Bir baska ülkeye, daglara, uzaklara...

Hayatindan memnun olan yok.
Kiminle konussam ayni sey...
Herseyi, herkesi birakip gitme istegi.

Öyle "yanina almak istedigi üç sey" falan yok.
Bir kendisi
Bu yeter zaten.
Herseyi, herkesi götürdün demektir..
Keske kendini birakip gidebilse insan.
Ama olmuyor.

Hani kendimizden raziyiz diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herseyi yüzüstü birakmak göze alinmiyor.

Böyle gidiyoruz iste.
Bir yanimiz "kalk gidelim",
öbür yanimiz "otur" diyor.

"Otur" diyen kazaniyor.
O yan kalabalik zira...
is, Güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma dugusu...
En kötüsü aliskanlik
Aliskanligin verdigi rahatlik,
Monotonlugun dogurdugu bikkinligi yeniyor.
Kaliyoruz...
Kus olup uçmak isterken, agaç olup kök saliyoruz.

Evlenmeler...
Bir çocuk daha dogurmalar...
Borçlara girmeler...
isi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alikoyabiliyor.

………..


Ben her bahar asik olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittigim olmadi hiç.

Ama olsun... istemek de güzel.


1 Eylül 2014 Pazartesi

Gizli Yalnızlığımız

Bazı insanlar gözyaşı kadar sessizdir. Yalnızlığı kendilerine bir dost ya da arkadaş seçmişlerdir. Bir başına kalmanın insanı asosyal yapar dedikleri cümlenin yanlışlığını ispatlamış ve yalnız kalmanın insanı olgunlaştırdığına inanmışımdır. Düşüncelerimin bir tek bana ait olduğu ve asla bir yapmacık tavrımın bulunmadığı bir yaşam istemenin mutluluğu içerisinde, her zaman kendi başıma olarak bu yalnızlığı sürdürmenin kararlılığı içerisindeyim. Nedendir bilmem ama bu yalnızlıkların neden insana acı vermediğini bir müddet sonra kavrıyor insan. Çevremizdeki onca kötüyle dost olacağımıza bir başımıza yalnızca iyi bir insan olmayı istemek ve iyi bir insan olmak daha mutlu ediyor. Bütün anlamsız tavırlardan sıyrılıp kendini birine kanıtlama gibi bir girişime girmeden yalnızca kendi kendinize yeterek kendinize yalnızca kendinize kendinizi ispatlamayı tercih ederek varlığımızı ve ne kadar doğru olduğumuzu sorgulamamız bize yetmez mi ?

Bütün olumsuz düşüncelerden sıyrılıp kendi iç hesaplaşmamızla bir gerçekliği aramak ve bu gerçeğin peşinden sadece kendimiz istediğimiz için koşmak, insana ayrı bir  mutluluk veriyor. Herkesten ve her şeyden ayrı bir halde, düşüncelerin ve hayallerin doruk noktasına ulaştığı bir zamanda zihnimizde kurguladığımız bütün o senaryoların sizi ne kadar mutlu ettiğinizin hiç farkına vardınız mı?


Belki bütün bu söylediklerime karşı çıkanlar olabilir, belki ''olur mu öyle şey ben arkadaşlarım olmadan yapamam. Yalnızlık Allah'a mahsustur...'' gibi gibi laflar edenler olabilir. Ama herkesin kendine göre  bir yalnızlığı olduğunu unutmayın. Benim yalnızlığımın benim için çok önemi var. Biliyorum ki herkesin kendine göre bir yalnızlığı vardır. Bahsettiğim yalnızlığın kimsesiz kalmakla bir alakası yok. Her insanın ailesinden, kardeşlerinden, sevdiğinden ve en yakın dostlarından sakladığı bir şey vardır muhakkak ve sakladığımız bu şeyin onlar olmadığında bizi hayata döndürecek, bizi yeniden hayata bağlayacak yalnızca bize ait olan bir sırrın yalnızlığı olduğunu unutmayın...
AHMET CULUM





25 Ağustos 2014 Pazartesi

İlk Mim ve İlk Başlangıç

İlk defa bir mim yapıcam. Bunu da İrem E. ye borçluyum sanırım onun sayfasından (uzaklarda arama) baktım hoşuma gitti cevaplarda çok güzel olmuştu. Ben de kendimce bir deneyeyim dedim. :)

*Bu gece öleceğinizi bilseniz bazı insanlara bazı şeyleri söylememiş olmanın pişmanlığını hisseder misiniz? Peki, neden söylemediniz?

Böyle bir pişmanlığa düşüceğimi sanmıyorum. Merak edenler için defterimde her şey yazıyor açıp bakabilirler. Sorun şu ki not aldığım bütün defterlerimi tek tek okumaları gerekiyor... :)

*Günün birinde çocuğunuzun doğduğu hastanede bir yanlışlık yapıldığını ve çocukların karıştığını öğrenseniz, kendi çocuğunuzla sizin büyüttüğünüz çocuğu değiştirir misiniz?

Çocukları değiştirir miydim? Hiç bilmiyorum ama ikisini de çok severdim.

*Hayalinizi süsleyen bir yerde bir hafta tam pansiyon, harika bir tatil için uçan bir kelebeği yakalayıp, ayaklarını ve kanatlarını koparır mıydınız?

Tatil için bile olsa asla yapmazdım sanırım. 

*Bir yemeğe davetlisiniz ve önünüze tanımadığınız bir yemek konuyor. Tuhaf haline ve pek iştah açıcı görünmemesine rağmen tadına bakar mısınız?

Yemekle hiç aram yoktur zaten benim. Yediğim belli başlı şeyler vardır. Bunun dışında başka bir şey yemeyi asla düşünmedim. Ayrıca yeni bir şey de tatmak istemem herhalde. Kesin damağımın tadı kaçar. Gerçi olmayan damak tadı nasıl kaçıyorsa :)

*Sevdiğiniz biri için yalancı şahitlik yapar mıydınız? Örneğin bir yayaya çarptığında, direksiyonda dalga geçtiğine rağmen, çok dikkatli kullandığını söyler miydiniz? (anne, baba, eş, sevgili)

Hmm şöyle ki belki yapabilirdim. Ama birinci dereceden yakınının şahitliğine zaten pek güven olmaz mahkemelerde bunu da unutmamak lazım...

*Yetişme tarzınızda değişiklik yapma imkanınız olsa ne değiştirirdiniz?

Ailemdeki bir çok insanı önce değiştirirdim herhalde. Çünkü ben ne dersem yanlış arkadaşım. Yok hayır Bu kadar yanlışın içinde benim doğru olmam mı yanlış, yoksa bu kadar doğru içinde ben mi yanlışım bunu henüz çözemedim...

*Eviniz ve içindeki eşyalarınız yanıyor. Ailenizi, kendinizi ve köpeğinizi kurtardıktan sonra bir kez daha içeri girme şansınız var. Ne kurtarırdınız?

Kitaplarımın olduğu dolabımı, mikrofonumu,mikserimi bilgisayarımı birde kendimi....

*Yarın sabah başka birinin kimliğinde uyanma olasılığınız olsa, bunu değerlendirir
miydiniz? Kimi seçerdiniz?

Benim zaten kendimle başım dertte yok istemem başkası kalsın... :)




15 Temmuz 2014 Salı

Sevgiye Giden Yol 'Samimiyet'


Bir insanın sevildiğini bilmesi ve bunu hissetmesi çok güzel bir duygu. İşte insanı hayata bağlayan ve belki de ayakta tutan en önemli nedenlerden biri de bu sanırım.

Gerçek bir sevgi ve ilgi görmek kimi zaman kişiyi hiç bilmediği güzel sonuçlara hiç tatmadığı muhteşem duygulara eriştirebiliyor. Aslında bu gerçek sevgi ve ilginin altında yatan en önemli sebep samimi bir insan olabilmekten geçiyor. Çünkü samimiyet, kişinin kendi için istediğini bir başkası için de istemesinin anahtarıdır. Bu anahtar insanın hiç açılmamış kapıları açmasına vesile oluyor. Yani daha önce hiç göremediğimiz ama aslında burnumuzun dibinde olan şeyleri görmemizi sağlıyor. Samimi davranışlarımız  aslında kişiliğimizin bir göstergesidir. Bizi biz yapan bir değerdir. İnsan kendisi olursa, samimi olur ve samimi olursa sevilir. Sevgiye muhtaç dediğimiz insanların aslında samimiyete muhtaç olduğunu farkına varmamız gerekir.



Bir insanın sevgisizlikten yakınmasının sebebi de samimi bir dost ve arkadaş bulamamasındandır. Sevginin yokluğu değildir insanları yalnızlığa iten samimi insanların yokluğudur. Kişi kendi duygularını ve düşüncelerini birine aktarırken veya anlatırken karşıdakinin de olaya kendi gibi bakmasını, anlamasını, hissetmesini ister. Eğer duygularını aktarırken karşıdaki seni senin gibi anlamıyorsa ya da senin hissettiklerini senin gibi hissetmiyorsa o insanın samimi olduğunu söylemezsin. Çünkü senin dertlerinle dertlenen senin mutluluğunu kendi mutluluğu gibi paylaşan insan samimi bir insandır. Eğer karşınızdaki insan böyle hissetmiyorsa zaten onun samimi olmadığını hemen anlarsınız. Nasıl mı dersiniz? Bunu cümlelere dökecek bir şey bulamadım ama emin olun kalbinizi size en net cevabı verecektir.

İşte sevgiden geçen ve sevgiye yol açan samimi hislerin kişinin sevilmesine vesile olması böyledir. Bir insanın sevilmesi ve ilgi görmesi samimiyetten geçer tamam da eeee diğer kriterler ne olacak diye soracak olursanız. Yani doğruluk, inançlar, güven hissi, vb. durumları kast ediyorsanız. Bunlar zaten samimi bir insanın özelliğinde olan şeylerdir. Başta dedim ya sevildiğini bilmek güzel bir duygu. İşte öyle zannediyorum ki samimi olmamız ve dostlarımıza, arkadaşlarımıza, ailemize, eşimize karşı kendimiz gibi olmamız yani aslında onlar gibi olmamız bu sevgiyi güçlendiriyor ve kalpleri birbirine bağlıyor. Mecazen böyle olduğu gibi bizi yaratana karşı samimi olan duygularımızda ve ibadetimizde bizi rabbimizin makamında değerli kılıyor. Rabbim bizi samimi olan kullarında eylesin... Amin...

11 Temmuz 2014 Cuma

Sevmelerim Ağırdır Benim Kaldıramazsın




Sevdalarımız ağır olur bizim
Belki çok istersin ama taşıyamazsın sevdiğim
Omuzların çöker
Göz torbaların şişer
Saçlarına düşen akların sayısı,
Ak sakallı dededekini geçer
Dizlerin titremeye başlar
Parmakların tutmaz olur
Halsiz olur bedenin
Ağır gelir bu sevda sana
Sen bu sevdayla yaşayamazsın
Belki ölmek istersin
Ama sev dersin
Sensiz bir hayat yaşayacağıma
Senin sevginle öleyim dersin
Olmaz sevdiğim buda olmaz
Sen yalnız doğmuşsun
Benimle ölemezsin
Hem sonra
Sancılıdır benim ölmelerim
Dayanamazsın
Sensiz yaşayamam diyorsun ya
Ben olursam ölümü bile tadamazsın
Ağır gelir sevdam kaldıramazsın
Gün gelir ağlarsın
Gün gelmez gülersin
Gün gelir halimize gülersin
Gün gelmez mutluluktan gülersin
Gün gelmez sevdiğim
Ben gelirsem gün gelmez
Sonra pişman olursun
Pişman olursun ama
Günün gelmediği gibi , dün gelmez sevdiğim
Yakana yapışır acılar
Tutup atamazsın
Hüzün kene gibi kenetlenir kanına
Yarasanın kanını emdiği bir ceylan gibi
Eriyip gidersin öğlenin karanlığında
Düşersin kimseler kaldırmaya çalışmaz
Düşersin yaraların kabuk tutmaz
Neden hala dersin sevgisiz olmaz
Sevsin seni kuşlar
Kediler
Çiçekler
Dağlar sevsin seni
Annen baban kardeşlerin
Mahallendeki delin sevsin
Uğruna can versin milyonlarca kişi
Güzelliğin dillerden dillere geçsin
Namın nesillerden nesillere
Sevdam ahire gitsin
Bilmesin hiç kimse
Dostun , dostum
Arkadaşın , arkadaşım
Bilmesin pelüş oyuncağın
Sen bilme
Kalbin bilmesin
Beynin silip atsın beni
Gözlerin bilmesin
Görmesin rüyalarda
Hayal bile etmesin
Benzetmesin kimseyi bana
Kulakların işitmesin beni
Duymasın sesimi
Şiirlerimi duymasın
Kimse adımı fısıldamasın
Benli şarkıları dinleme
Kaldıramazsın
Sevdam ağır gelir sana
Ağlayamazsın
Gülemezsin
Bir daha asla sevemezsin
Bırak
Bırak beni kendi halime
Beni başka türlü öldüremezsin....
Sonra birkaç damla yaş oluverir
Akar giderim gözünden
Bir çırpıda kalbinden silemezsin belki ama
Bir çırpıda gözünden silinirim
Göz yaşın , yaşım
İhtiyar etti ağlamaların
Bak yine süzülüyorum
Sil hadi , sil hadi durma
Daha fazla vurma sırtıma hançeri
Hadi bir kerede sil yaşını
Bir kerede vur
Bir kerede öldür
Bir kerede
Yaşatma beni
Yaşatırsan paylaşırsın acımı,
Bak bir damla dudaklarına süzülmüş
Söyle sevdiğim
Sevdiği uğruna dökülen yaşın tadı acımı...
Varsın varsın sevdalarda bana kalsın
Ve dertleri , kederleri
Bir tren vagonlarıyla sırtıma çıksın
Hamalı olayım ızdırapların
Kefem yüklü olsun lanetlerle
Beddualar kamburum olsun
Ama sev deme bana
Sevmelerim ağırdır benim kaldıramazsın
Kaldırırım diyerek beni kandıramazsın
Sevmelerim ağırdır benim ağır
Taşıyamaz yüreğin bedenin halsiz kalır
Kalırsa benden geriye
Kimseye yüklemediğim
Sana kıyamadığım sevdam kalır...
Sevmelerim sancılıdır
Acı verir
Ağlamak istersin ağlayamazsın
Gülmek zaten haddine değil
Aheste kürek çekersin boşa
Bir kıyıya varamazsın
Sevmelerim ağırdır benim
Sevdiğim sen kaldıramazsın...
Selman Urluca

ewer

20 Mayıs 2014 Salı

Düşünüyorum da Bazen

Bazen satırlar bile anlatamıyor insanı. Korkular bir kara bulut gibi çökerken üstüne insanın, anlatmak ya da bir şeylere bir anlam yüklemek zorlaşıyor. Yaşadığın her anda bir düşünceden öbürüne savrularak bir yerde duramamak yoruyor insanı. Bütün istediklerimizi bir kenara koyup istemediklerimizle yan yana sırt sırta duruyoruz. Düşündüklerimizi asla anlatamıyoruz. Kelimeler boğazına düğümleniyor insanın. Sıkıldığımız, yorulduğumuz, bıktığımız anlar oluyor, anlam veremiyoruz. Kimi zaman bir huzursuzluk kaplıyor içimizi ama o sıkıntının, huzursuzluğun sebebini bir türlü bulamıyoruz. Olduğumuz yerden sağa dönüyoruz, sola dönüyoruz fakat hep aynı huzursuzluk dört bir taraftan sarıyor bizi. Hayatın en zor aşamalarında bile ayakta kalmaya çalışıyoruz.




Bir yandan kazandıklarımıza sevinirken diğer yandan kaybettiklerimiz için üzülüyoruz. Aslında hep kazanmak, hep bir şeylere sahip olmak istiyoruz. En güzelini hep kendimiz için istiyoruz. Huzurluğumuzun sebebini kendi kendimize sormak yerine başkalarının huzursuzluğunda huzur bulmaya kalkışıyoruz. Sonra da başımıza gelen sıkıntılara bir anlam yüklemeye çalışıyoruz. Bir başkasının düşüncesini dinlemek, önemsemek yerine her söylediğimizin doğru olduğuna kendimizi inandırıp ona göre yaşıyoruz. Bazen çok yüksek tepelerden bakıyoruz hayata, insanlara. Sanki Kaf dağının üstündeymişiz gibi bizden başka her şeyi küçük görüyoruz ya da küçümsüyoruz. Bir başkasına asla kendimizi teslim etmiyoruz. Çünkü kendimize güvendiğimiz kadar başkasına güvenemiyoruz. Aslında hiçbir şeyi bilmiyoruz bu yüzden bildiklerimiz hep bilmediklerimizden ağır basıyor. Bu satırları yazarken bile bir şey bildiğime kanaat getirerek yazıyorum. Hep düşünüyorum aslında bilmiyorum; acaba bildiklerimizi bilmeseydik, bir bilenin olduğunu bilebilir miydik? Kafamda yine deli sorular…

26 Nisan 2014 Cumartesi

Bir Beyitten Ne Anladık

Ağlasa âşık belâyı hecr ile nâlân olup
Gözlerinde akan anın yaş yerine kan olup.

(Aşık ayrılık belasıyla inleyerek ağlasa ve onun gözlerinden akan yaş yerine kan olsa bu ona revadır).

Ne güzel diyor şair değil mi? Şu zamanlarda gözyaşların değerini anlamayan âşıklara, ne güzel bir gönderme yapıyor. Acaba maşuk, aşığın gözyaşına dayanabiliyor mu peki? Bence artık aldırış bile etmiyorlar, çünkü dökülen gözyaşlarının önemi de kalmış değil artık. Herkes aşkı tatmanın verdiği zorlukları ve yükümlülükleri üzerinden atmak için can atıyor. Kimse o kadar da umursamıyor sevgilinin gidişini, nasıl olsa yerini başka biri alır gibisinden sözlerle kendilerini avutup yollarına devam ediyorlar. Oysa aşkı bu kadar basitleştiren insanlar, bir de kalkıp âşık olduğunu söylüyorlar. O kadar basit bir durum haline gelmiş ki aşk, dilden dile dolaşıyor ama kimse anlamına önem vermek istemiyor. Çok tanımı yapılıyor aşkın ama, kimse aslında ne olduğunu anlamak istemiyor. Bende buradan tanım olmasa da aşktan anladığımı aktarayım:  Aşk, tek hece üç harf, gönüllerin söndürülemeyen tek yangını, sevgilinin özlemiyle bir ömrü feda etmeyi göze almaktır. Aşk, Mevlana’nın Şems’e bağlılığı, Mecnun’un Leyla’ya olan tutkusu, Züleyha’nın Yusuf’un uğrunda âma olmasıdır. Aşk en sevgiliye duyulan özlemi, sevgiliye olan bağlılığı, tutkuyu, özlemi, hazzı derece derece artırarak sevgiliye kavuşmanın hayaliyle yaşamaktır. Evet, benimde aşktan anladığım bunun gibi şeyler ve daha buraya yazamayıp da hayatımda uyguladığım bir çok şey de dahil…
Siz aşk dediğinizde ne anlıyorsunuz bilmiyorum ama, bugün birbirine aşık olan insanların aşktan ne anladığı apaçık ortada. Aşk dediğimiz şey bu zamanlarda nefsani duygulardan öteye gitmiyor maalesef. İskender Pala’nın şu sözü çok hoşuma gider. ‘’Sevgiliye hiç dokunmamak ve kalbini kalplerin gerçek sahibi olan Allah’a  teslim edip aşkı öylece tatmak.’’ Bu söz ne kadar da güzel bir şekilde anlatıyor her şeyi. Peki şimdi kaçımız böyleyiz, kaçımız gerçek aşkın peşindeyiz.
Kaçımız sevdiğimize dokunmadan, kalbimizi kalplerin gerçek sahibi olan Allah’a teslim edip aşkı öyle tadıyoruz acaba. Gözyaşlarımız ne için akıyor, niçin acı çekiyoruz, diye dönüp hiç sorduk mu kendimize?
Zamanla biten o aşk dediğimiz yalan olan sevgilerin bitmesinin sebebini hiç kendimize sorduk mu?

Sormaya başlarsınız iyi olur bence …. Selametle.

25 Nisan 2014 Cuma

Anlam Bulmak

Zaman gelir yokluk içinde varlığı yaşarsın, zaman gelir varlık içinde yokluğu yaşarsın.  Kimi zaman hayallerle yaşarsın, kimi zaman ise gerçeklerle savaşırsın. Aslında bütün yaşantımızda bunlardan ibaret değil mi zaten? Önce bir şeylerin hayalini kurar, sonra onun gerçekleşmesi için elimizden ne gelirse yaparız. Bazen ulaşırız ulaşmak istediklerimize, bazen ise ulaşamayız ve büyük bir hayal kırıklığına saplanırız.  Davranışlarımız istemsizce değişmeye başlar, kaybetmek o kadar zorumuza gider ki ağır gelir ve altında eziliriz.  Kazanmaya o kadar alışkın olmuşuz ki kaybetmeye tahammül edemiyoruz. Bir de aslında neyi kaybediyoruz ve neyi kaybetmeye tahammül edemiyoruz? Bunu da bir gözden geçirmemiz gerek.  

Birini severken ne için sevdiğimizi neden onunla vakit geçirdiğimizi bir sorgulamamız gerekmez mi?Kafamızda kurguladığımız o kısa yaşamın kazanmak ve kaybetmek arasında sıkışıp kalmasına engel olmak gerek. Yaptığımız bir şeyi veya bir işi kazanmak ya da kaybetmek için değil de bir anlam dairesi içinde yapmamız bir anlam yüklememiz gerekmez mi? Nitekim anlamsız olan her şeyin bir gün bir kenara atılacağını ve unutulacağını unutmamamız gerek. Her şeyde böyledir aslında. Aşklarda, sınavlarda, arkadaşlıklarda, dostluklarda, evliliklerde, inançlarımızda vb. daha birçok şey sayabiliriz. Bunların hepsi de bir anlamı olmadığı zaman ne yazık ki bir zaman sonra yok oluyor, hatta bir daha akıllara bile gelmiyor. Her şeyin bir anlam dahilinde olduğunu unutmamız, bizlerin hayatımıza bir değer katacağını bir önem yükleyeceğini düşünebiliriz. 

Yaşantılarımızı yeniden gözden geçirmek gerektiğini düşünüyorum. Mesela niçin savaş veriyoruz? Neden seviyoruz? Neden ibadet ediyoruz veya neden etmiyoruz? Niçin hep bir kavga içindeyiz? Kimin için çalışıyoruz? Bu soruların hepsini veya daha fazlasını kendimize bir bir sormamız lazım… Anlamını aramalıyız her şeyin çünkü çok iyi biliyoruz ki anlamı olmayan her şey unutulmaya mahkumdur. Hayatımızın tamamına bir anlam yüklemeliyiz ki yaşamamızın da bir anlamı ve amacı olsun. 

31 Mart 2014 Pazartesi

Odun Gibi Söz

Hayır, hayal ile yoktur benim alış verişim
İnan her ne demişsem görüp de söylemişim
Şudur benim cihanda en beğendiğim meslek

Sözüm odun gibi olsun hakikat olsun tek.



Şu insanları anlamak gerçekten zor, bilmeden konuşmayı, haberdar olmadan bilgi vermeyi seven insan, çok bu dünyada. Hayal ile yaşayarak gerçekleri görmeyişleri, okumadan, öğrenmeden her duyduklarına inanışları, araştırma yapmadan duydukları her şeyi kabullenmeleri, aslında ne kadar da aciz olduklarının kanıtını ortaya seriyor. Mazlumu hor görüp zalimi kucaklayanlar elbette bir gün mazlum rolünü üstlenecekler. O zaman mazlumun neler çektiğini görecekler.  Ama her ne olursa olsun zulmü yapana yaranmak için Hakk’tan ayrılma yolunu tercih etmeyeceğiz, doğruluğu her daim savunacak ve asla yanlışı yapanın yanında olmayacağız. Hakikati konuşup ve hakikati anlatan her iğneleyici sözü dilden düşürmeyeceğiz. Akif’in dediği gibi; ‘’Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek’’ desturuyla yolumuzu çizeceğiz. Hakikatten başka şey konuşmakta bize, Asım’ın nesline yakışmaz zaten.
Biz ne görürsek onu söyleriz. Hayal ile hiçbir irtibatımız olmaz. Okumak, öğrenmek ve öğretmekten başka hiçbir şeye mutabık da değiliz.

24 Mart 2014 Pazartesi

Seversen Anlarsın

Önce bulutlara ve güneşe bakacaksın, sonra yalnızlığa düşen gölgelere ve tertemiz atmosfere…       
Gözlerin ve düşüncelerinle mutluluğu hayal ederek şekilleneceksin. Bitip tükenmeyecek aşklar arayacaksın çaresizce. Her kaybedişin ardından, yeniden saklansan da yalnızlıkların arkasına, bir türlü düşüncelerinden vazgeçemeyeceksin. Gözlerin hep birinin yolunu bekleyecek ama hiçbir zaman o biri gelmeyecek. Sonra durup durup kendini suçlayacak, bütün hataları kendinde bulacaksın. Gözyaşlarının bir değeri olmayacak belki de, belki de kimse derdini anlamayacak, hiç kimse yaralarını saramayacak…                


Ne yapacağım, ne yapmalıyım diye günlerce düşüneceksin ama ne yapman gerektiğini bir türlü bulamayacaksın. Her zaman birilerine akıl danışacak ama kimsenin aklı, senin düşüncelerini değiştirmeni sağlamayacak. Yalnız kalmak isteyeceksin, tek başına bir yerlere kapanıp bir an önce yatıp uyuyarak her şeyi unutmak isteyeceksin ama gözüne bir gram uyku girmeyecek. Sırt üstü durup, yattığın yerden gözünü boş tavana dikip, yaşadığın veya yaşayacağın güzel günleri kurgulayacaksın zihninde.



Bazen aptalca sırıtacak, bazen de gözyaşlarını tutamayacaksın. Belki de bir aşk şarkısı çalacaksın daha güzel hayaller kurmak için. Sonra yattığın yerden doğrulup sana verdiği hediyelere bakacak, sana yazdığı yazıları okuyacaksın, beraber geçirdiğiniz güzel günlerin resimlerine bakacaksın. Gözlerin hafif hafif buğulanmaya başlayacak, gözbebeklerin büyüyecek, göz çukurlarında damlalar birikip akmaya başlayacak. O damlalar birer birer dökülürken gözlerinden, sen aklından her zaman bir tek kendinin üzüldüğünü, acı çektiğini düşünecek ve onun da acı çektiğine inanmak istemeyeceksin. Belki bütün olanlara isyan edecek, kendi kendine kızacaksın. Belki de hata yaptığını düşünüp ‘’ özür dilerim’’ diye bir mesaj bırakacaksın ama mesajlarının hiçbir zaman cevabı gelmeyecek. Yaptığın hiçbir şey fayda vermeyecek. Bu yüzden ağzından hiç çıkmamış sözler söyleyeceksin, sinirinden ağlayacaksın. Bir süre sonra onu unutmak için zihnini başka şeylerle meşgul etmeye çalışacaksın ama aslında zihninin ondan başka bir şeyle meşgul olamayacağını anlayacaksın. Onunla son kez konuşmak için kendi kendince karar verip yola çıkacaksın, her gün geçtiği yolda durup gelmesini bekleyeceksin.






Gözlerin artık uzakları net görmeye başlayacak, belki birkaç kilometre uzağı bile göreceksin. Onun geldiğini 
gördüğün zaman kalbin hızla çarpmaya başlayacak, attığı her adım kalbinde bir sarsıntıya yol açacak. Sonra yavaşça arkasından yaklaşıp ‘’ merhaba’’ diyeceksin ama o belki sana olan kızgınlığından ya da hiç bilmediğin bir sebepten dönüp bakmayacak yüzüne. Sadece mırıldanarak ‘’ niye geldin?’’ diye soracak. Sen ise kendini anlatmaya çalışacak, ‘’hata yaptıysam affet ne olur.’’ diye dil dökeceksin. Fakat o tek bir kelime dahi etmeden yürüyecek ve yanından uzaklaşacak. Arkasına bile dönüp bakmadan hızlı hızlı adımlarla ilerleyecek sen ise arkasından uzun uzun bakacaksın gözden kaybolana dek. Sonra sende yavaş yavaş ve düşünceli adımlarla oradan ayrılacaksın. Belki gözlerin dolacak belki de hiç üzülemeyeceksin. Belki yıllar sonra kader tekrar sizi buluşturacak belki de yıllar sonra başka birinin elini tutarken göreceksin. Ama her ne olursa olsun belki mutlu olduğu için sevinecek belki de seninle olmadığı için acı çekeceksin. Ve yıllar sonra bunları hiç yaşamayan bir dostun ‘’ neden bu kadar acı çekiyorsun’’ diye sorduğunda kendini biraz toparlayıp, kısacık bir iç çekişten sonra dilinden bir tek cümle dökülecek. ‘’ Gerçekten seversen anlarsın.’’ Diyebileceksin ‘’SEVERSEN ANLARSIN’’ …..

AHMET CULUM

17 Mart 2014 Pazartesi

Tut Yüreğimden Ustam

Ustam!
Aklım firarda.
Gözbebeklerimde müebbet hüzün,
Dilimde ay kesiği bir yara,
Düşüm kırık dökük,
Umudumun boynu bükük,
Bir öksüzün omuzlarında sükut.
Yüreğim sana emanet sıkı tut.
Tut ki; kancık pusulara düşmesin.
Bir hain kurşunu gelip deşmesin...

Ustam!
Ne zaman o senin bildiğin zaman,
Ne sevda gördüğün masallardaki.
Eskiden,
Halı tezgahında dokunurdu aşklar,
Nakış nakış, körpe kız ellerinde.
Mendillere yazılırdı isimler,
Yüreklere kazılırdı gizlice.
Sevdalılar asil ve de yürekli
Sevdalar, kavgalar iki kişilik.
Oysa şimdi;
Çorak gönüllere ekiliyor sevdalar seher vakitlerinde.
Meşru sevdalardan,
Gayrı meşru acılar doğuyor kundaklara,
Günahkar gecelerden...

Beni herkes sevdaya asi sanır,
Oysa aşk, beni nerde görse tanır,
Hasret tanır,
Zulüm tanır,
Ölüm tanır,
Yüzüm yüzümden utanır....

Yorgunum ustam;
Ne katıksız somun isterim senden,
Ne bir tas su,
Ne taş yastıkta bir gece uykusu.
Var gücünle asıl sükunetime,
Çığlığım kopsun,
Uzat ellerini güneşe dokun,
Uyandır uykusundan,
Tut yüreğimden ustam tut,
Tut beni, sür güne...

4 Mart 2014 Salı

Bitti (Şiir)


BİTTİ
Tanıklık bitti, sanıklık bitti, yarınlık bitti
Bitti bugünlük ne varsa
Yalnızlığa iten aşklarda bitti
Ve bitecek bir gün insanlar
Yokluğun o masum yüzünü hissederek

Var olduklarını sandıklarını,
Bu dünyaya veda ettiklerinde anlayacaklar
Var olmayı ve yok olmayı
Kızgın ateşlerde tadacaklar varlığı
Tenleri yavaş yavaş kaynarken anlayacaklar
Varlığı, varlığın anlamını yokluğu, yokluğun anlamını

Evet bitti, bitti bugünlük ne varsa
Her gün masumca tebessüm eden güneşte bitti
Birbirine tebessüm eden, birbirini seven insanlarda,
O anlamsız duygularda, o yalancı dostlarda
Evet bitti, bitti bugüne ait ne varsa

Ahmet Culum ‘’Kitabdar’’