18 Ocak 2015 Pazar

Neden Herkes Ben Değil?

Bu yazıyı izlediğim bir videodan sonra yazıyorum. Videoyu da paylaşacağım en sonda ama öncelikle bu konu hakkında birkaç şey söylemem lazım. İnsanların ya da daha doğrusu insanlarımızın ben kelimesini her şartta ortaya koyması o kadar zoruma gidiyor ki. Kişi kendisi gibi düşünmeyeni neden hemen dışlıyor bunu anlamak gerçekten çok zor. Kendi fikir ve görüşlerini başkasının kabul etmesini istiyor ve herkesin kendisi gibi olmasını bekliyor. Kendisi gibi giyinsinler, kendisi gibi konuşsunlar, kendisi gibi düşünsünler istiyor. Bu benlik safsatalarıyla karşıdakini hor görüp, aptalca bir sebepten anlamsız kavgalara mahal veriyorlar. 

Özellikle bencilliğin hat safhaya ulaştığı ülkemde ben değilde biz diye düşünen bir toplumu ne zaman göreceğim. Bunu sabırsızlıkla bekliyorum. Ülkemdeki bütün insanları çok seviyorum. Ama birbirine saygılı olmayan, birbirini düşüncelerinden, giyinişlerinden ve inandıkları yüzünden kınayan bencil insanlardan nefret ediyorum demek istemiyorum, çünkü ben onlara sadece acıyorum.
Neden herkes ben değil diyerek yürümeye devam etsinler onlar. Fakat şunu hiç unutmasınlar ki kimse kendileri gibi düşünmek, konuşmak, inanmak zorunda değil...
İzlediğim videoya gelince onu da paylaşayım o zaten anlatıyor her şeyi...
https://www.youtube.com/watch?v=w4qk1GWvDk4

11 Ocak 2015 Pazar

Lütfen Beni Öldürme !

Yazmak ne kadar da basit bir kelime gibi gelse de bazen bir yazı her şeyi değiştirebilme gücüne sahip olabilir belki de. Bir roman yazmak istersiniz karar verirsiniz, kahramanınızı seçer, onun hakkında her türlü bilgiyi okuyucuya sunarsınız. Bazen bu kahramanlar birer hayaldir, bazen ise gerçek. Fakat bir roman yazılırken yazar, romanın da oluşturduğu karaktere yaşadığı hayat ile aynı zaman için de yön verebilir mi?
Bu soruyu sordum evet tuhaf bir soru, belki de imkansız gibi bir şey ama şöyle bir düşünelim. Ya gerçekten böyle bir şey olursa, roman kahramanı romanın yazımı ile aynı zamanda yaşıyor ve  yazar bu roman kahramanının  hayatına gerçek hayatta yön veriyorsa? Ne kadar da ilginç değil mi? Düşünsenize yazdığınız bir yazı gerçek bir insanın hayatını yönlendirebiliyor ve o bunun farkında değil. Gerçi sizde farkında değilsiniz.Siz de bunun sadece  bir roman olduğunu düşünüyorsunuz. Peki ya romanı bitirmeye karar verdiğiniz de ölecek kahramanın gerçek bir kişi olduğunu öğrendiğinizde ne yapardınız?

İşte size yazarlıkla ilgili muhteşem bir film. Filmin bitmemesini o kadar çok isterdim ki anlatamam. Filmimizin konusu tam olarak şöyle:  On yıl süren zahmetli bir çalışmadan sonra, romancı Karen Eiffel, en iyi kitabını tamamlamak üzeredir. Önündeki tek sorun, ana karakteri Harold Crick’i nasıl öldüreceğini bulmaktır. Yazar, Harold Crick’in gerçekte yaşadığını ve sözcükleri yazdığı anda olayları yaşadığını bilmemektedir. Şaşkına dönen Harold, yazarın aklındakileri duyup romanın (ve kendi) sonunu değiştirmesi gerektiğini anlar.

Beni oldukça etkileyen bu filmi sizlerle paylaşmak istedim. Umarım izleme imkanı bulursunuz. Pişman olmayacağınızı söyleyebilirim. Son olarak film de geçen şu cümlelerle yazımızı sonlandıralım.

''Bazen kendimizi umutsuzluğun, trajedinin değişmez ve süregelen korku ve çaresizliğinin içinde hissettiğimiz anlarda Allah'a her şey için şükredebilirsiniz. Bazı anlarda sizi telkin edecek, teninize dokunan tanıdık bir el ya da bir iyilik ve sevgi göstergesi ya da üstü kapalı ince bir yüreklendirme ya da sevgi ile bağrına basma, ya da bir teselli çağrısı bulabilirsiniz.''

1 Ocak 2015 Perşembe

Acılarımızı Unutmak

Bir doğruya temas edemediğimiz de veya bir doğru bulamadığımız da ya da doğru bir insana rastlamadığımız da neden herkesin böyle olacağını düşünürüz. Bir kaç kişiye bakarak geneli yargılamamız ne kadar doğru geliyor kulaklarınıza. Bir kaç hata ve bir kaç yanlıştan sonra kendi kendimize kurguladığımız bu zihinsel düşünceyi nereye kadar sürdürmeyi düşünüyoruz.

 Doğru bir insana rastladığımızda nasıl ki herkesin doğru olduğunu söyleyemiyorsak, yanlış bir insana rastladığımızda da herkesin yanlış olacağını söyleyemeyiz. İnsanları anlamaya çalışmak yerine önce ön yargılarımızı öne sürmemizin sebebini anlayabiliyor musunuz? Yaşadığımız ve geçmişte kalan hatıraları sanki yeni yaşanmış gibi hissetmemizin sebepleri neler?



 Zihnimizde oluşan acı hatıralar ister istemez bir karar verirken bir paket gibi karşımıza çıkıyor ve dur sakın bir yanlış daha yapıp kendini üzme diye bizi uyarıyor. Oysa bu uyarı sadece zihnimizde oluşan ve kurguladığımız o acı hatıraların sürekli tekrar edeceği hissine varmamızdan kaynaklanıyor. Aslında bir daha aynı üzücü olayı yaşamamak için kaçtığımız yolların bize ne kadar zarar verdiğinin farkında değiliz. Aslında bu olayların zihnimizde saklı kalması bizi bu davranışlara itiyor. Yaşadığımız en basit hatıralar ise aşk acıları ve aşk kalıntılarıdır. Zihnimizde yer edinen ve uzun bir zaman geçmesine rağmen unutamadığımız aşk acıları ister istemez bizi o konu hakkında olumsuz düşüncelere sevk ediyor. Aşk acısı yaşamış bir çok insandan şunları duyarsınız. '' bir daha asla kimseye kendimi kaptırmayacağım'', ''aşk, maşk hikaye hepsi yalan'', ya da çok sık duyduğum ve duyduğumuz erkeksiniz işte hepiniz aynısınız'' sözlerinin temelinde yatan şeyin aslında yaşanmış acı aşk hatıraların anımsanması ve tekrar hatırlanmasından kaynaklanıyor.Peki bu aşk acıları ve hatıralar zihnimizden silinir mi ? bu soruyu cevaplayarak yazımızı burda bitirelim.

*Yaşanılan ve öğrenilen her şey, beynin ana belleklerinde kayıt altına alınır. İlk öğrenilenler en altta en son kayıtlananlar da en üstte olmak üzere hafıza katmanları oluşur. En son hafıza kayıtlarına giren bilgiler en iyi, en eskiler ise en zor hatırlanır. Böylece geçmişte yaşananlar yıllar geçtikte hafıza katmanları arasında kaybolur ve gittikçe silikleşir. Bu fizyolojik durum nedeniyle geçmişte yaşanan acı ve üzücü bellek kayıtları zamanla tazeliğini kaybeder ve eskisi gibi acı vermez olur. Alzheimer ve diğer demanslarda ise tablo tersine işler. Burada yeni kayıtlar unutulurken, eski hatıralar daha netleşir. Bu durum aileleri genelde yanıltır ve hastaların daha geç doktora götürülmesine neden olur. çünkü örneğin 30 sene öncesini herkesten daha iyi ve net hatırlayan kişinin yakın hafıza kaybı üzerinde pek durulmaz ve hatta tam tersi hafızası çok güçlü şeklinde tasvir edilir. Evet, acı hatıra kayıtlarını, bilgisayarlarda ki gibi, silme tuşuna basarak tamamen silmek mümkün olmasa da acı hatırların etkisini azaltan çeşitli yöntemler vardır. Günümüzde acı ve üzücü hatıraların etkisini yok etmek ya da azaltmak veya bilinç altını temizlemek için hipnoz, EFT, NLP, meditasyon, kuantum olumlama, TMS ve EMDR terapi teknikleri gibi bir çok metod vardır. Bunların içerisinde beynin ön bölgesindeki sosyal hafızayı resetleyen ve daha somut bir tedavi gibi duran TMS seanslarının daha etkili olduğunu söyleyebiliriz.”


 *(http://www.reemnp.com/istenmeyen-hatiralari-silmek-mumkun-mu)