29 Ağustos 2015 Cumartesi

Ahmet Culum - Sonsuza Dek Sophia (Kemal Sayar)


"Gözleriniz madam!
Gözlerinize bakıyorum da;
Sanki bir yangın yeri!
Yüzünüz talan edilmiş bir imparatorluktan kalmış gibi!..
Bir şair oturmuş o iki kaşın arasına,
Tüten dumana ve akan kana bakmaksızın!
Aldırmaksızın parlıyan (patlayan) bombalara, şiir söylüyor gibi...
Aslında aşktır en çetin meydan muharebesi.
Siz koşuştururken lise bahçelerinde,
Dilinizde Goethe'den yarım yamalak ezberlenmiş iki dize,
Ve deri ceketinize yaslanmış yürürken yağmurda,
Bir şairdim ben; kalbini büyüten dumanlı odalarda!..
Benim kalbim dumanlı odalarda büyüdü madam, yalan yok!
Yalan asla olmayacak; çünkü 'aşk' üstümüze serpiştirip kaçan o yağmur,
Bir gün sizi de ıslatacak!..
Bir gün siz de hüzünle bakacaksınız kalbimin içine,
Orada yenilenmiş (yenilmiş) bir şarklıyı göreceksiniz!..
Biz şarklılar, yani Allah'a inananlar, oruç tutanlar,
Ve asla konuşamayacakları kızlara aşklananlar;
Hep yenildik!
Farklı mağlubiyetlerden kurtuldu (kuruldu) tarihimiz!..
-Diyorum ki…
Vaktin varsa bu akşam...
Bizim yüzümüz kızarır madam,
Söylemeyiz!
Biz uzaktan sevmelerde birinciyiz.
Genç kızlara başımızı çevirip bir bakmayız,
Bir bakarsak, usulca elimizden kayarak; parçalanır kristal gençliğimiz!..
Biz kristal gençleriz madam,
Kolayca tuz buz oluruz!
-'Eve gitsem daha iyi'...
-İyi de benim o darmadağın halimi bırakıp nereye...
Her gece saatlerce alıştırma yapıp da,
Bir tek veda (sevda) sözü fısıldayamamanın sıkıntısını...
Aşksızlıktan solan bu cismi terk edip nereye gidiyorsun(uz) madam?
Merdivenlerde peşinizden koşup da,
İsminizi haykıramamayı...
Size bakarken; derin bir acıyla kıvrandığımı fark etmeden, nereye ha?

Kemal Sayar

7 Ağustos 2015 Cuma

Neler Oluyor Bize

Bir şeyler yazmak için yazıyorum buraya. İçimden gelenleri dökmek, aklıma her geleni dümdük söylemek amacım. Güzel bir sabah olmasını dilerken yeni bir şehit haberiyle uyanmamak için her gün güzel bir duayla güne başlamak gerekiyor. Geldiğimiz şu noktada kavgalara kargaşaya sebep verecek ve çatışma çıkaracak her olaydan uzak durmak istesek de birileri ülkemin huzuru kaçsın diye uğraşıyor ve birileri ülkemin huzuru bozulmasın diye nöbet bekliyor. Kalplerinde alevlenen bir yangınla bekleyen annelerin olduğunu bilmek üzüyor insanı.
Her ne kadar sabretmeyi bilsek de sabrın sınırlarını zorluyor insanlar. Bazen sabretmek zor geliyor, içinden küfürler saydırmak istesek de daha sonra bunun bir çözüm olmadığını anlıyor ve yine sabretmeye mahkum oluyoruz. Herkesin sabrının taştığı bir noktada birileri size ihanet ediyor. Hemde içinizden birileri, dün güvendiğiniz sahip olduğunuz her şeyi emanet edeceğiz insanlar bugün büyük bir ihanet içinde hiç utanmadan yüzünüze bakıp yalanlar söyleyebiliyor. Kendinizce bu insanlardan kaçış yolu arıyorsunuz belki uzaklaşıyorsunuz ama her gün gözünüzün önünde olanları görmeye engel olamıyorsunuz.
Sonra kendi kendinizce kızıyor ve elinizden hiçbir şey gelmemesine üzülüyorsunuz.
Bir kavga veriliyor bu hayatla ama biz hayat yerine birbirimizle kavga etmeyi tercih ediyoruz. 
Cemil Meriç'in aşağıdaki şu sözleri daha net açıklıyor aslında bugünkü durumu:
"Mesele bir millet, bir topluluk olmaktır. Birbirimizi sevmeyen bir ülkeyiz. Herkes herkese düşman, kimse kimseyle konuşmuyor. Herkes herkesten korkuyor, herkes herkese şüpheyle yaklaşıyor...
Parça parça olmuş bir millet halindeyiz. Bugün realite olarak bir Türk Milleti'nden söz edilebilir mi? Millet demek müşterek inanç demektir. Bizim hiçbir müşterek inancımız yok. Kendi şahsiyetimiz yok. Bu itibarla bütün mesele şuurlanmak, bütün meselelere açık olmak, bütün meselelere açık olurken de sırtını bir kaleye dayamak: ŞAHSİYET KALESİNE, TARİH KALESİNE!"

Evet biz sırtımızı ne yazık ki bu kaleye dayamıyoruz. Bir topluluk olmayı beceremediğimiz gibi birbirimize karşı olan düşmanca tavırlarımız ve kendimizi beğenmişliğimiz bir millet olmamıza bir bütün olmamıza engel oluyor. Birbirimizi sevmeyi beceremiyoruz. Bir topluluğa duyduğumuz kin sebebiyle adaletsizlik yapmaktan çekinmiyoruz. Müslümanız diyoruz ama müslümanlar olarak birbirimize karşı saygılı ve merhametli olamıyoruz. Biriktirdiğimiz kin ve nefret ile masum insanlara suçsuz insanlara suçlamalarda bulunuyoruz. Oysa Rabbimiz: ''Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. Âdil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.'' buyururken biz tam aksini yapıyor ve Allah'a karşı gelmekten sakınmıyoruz.

Ne zaman ki kendi kinimizden ve gururumuzdan vazgeçip birbirimizi anlamak, birbirimizi sevmek yolunda bir adım atarsak işte o zaman bir ayrıma gitmeden bir toplum olmayı becerebiliriz. Birbirimizden korkmayarak birbirimizden şüphelenmeyerek bir anlam kargaşasından kurtulabiliriz. 
Cemil Meriç'in de dediği gibi sırtımızı bir ŞAHSİYET KALESİNE dayayarak yeni bir şahsiyet oluşturup bu bilinçle millet ve toplum olma bilincinde ilerleyebiliriz.